Blog entry by Buse Ermen

Picture of Buse Ermen
by Buse Ermen - Tuesday, 2 November 2021, 9:14 AM
Anyone in the world

Çoğu zaman şükretmek insanlar arasında bir şarta bağlanır. Yani bir sonuç görülmek istenir önce, şükür hep ikinci aşamadır aslında. Hayatımıza şöyle bir baktığımızda, somut olayları görmeden şükretmeye ihtiyaç duymadığımızı da görürüz. Hiç düşünüp sorgulamadık belki şükretmenin dile getirildikçe çoğaldığını, belki çoğumuz farkında değiliz hayatımızda şükredilecek bir şeyler ararken o şeylere ulaşma yolunda kendimize engeller koyduğumuzu ve böyle yaparak istediğimiz şeylerden kendimizi ne kadar uzaklaştığımızı.

 Şükretmek için doğru zamanı ayarlamak ve bir şeylere sahip olduktan sonra ancak şükredeceğimizi düşündüğümüzde hep hayallerimize, isteklerimize geç kalıyoruz. Halbuki şu anki halime şükürler olsun derken, bazen borç içinde olabiliriz, bazen yakınlarımızdan hasta olan olabilir, bazen bir kaza geçirebiliriz ama ne olursa olsun yaşıyoruzdur, nefes alıyoruzdur.. Belki de hep ve en önce şükredilmesi gereken şey, o’dur: Yaşamak. Ne zaman yaşamayı bırakırız, biyolojik olarak ne zaman nefes almayı bırakırız, işte o zaman şükredilecek hiçbir şey kalmaz elimizde.

Kimi zaman da şükretmeyi bahane edip kendi kendimize engeller koyarız. Kendimiz için, çevremiz için, dünyamız için daha fazlasını istemek gerekmez diye düşünürüz. Ama neden? Güzel bir şey olduğunda ya da biri size güzel bir hediye verdiğinde, daha güzelini veya daha büyüğünü istemek gelmez mi içimizden? Nedense bu olayı yaşamdaki farklı alanlara uyguladığımızda genellikle herkes işim var çok şükür (istediği işi yapmasa ve o işte mutlu olmasa bile), bir arabam var çok şükür (istediği asıl araba modeli o olmasa bile), bir evim var çok şükür (evin büyüklüğü veya konumunun başka olmasını istediği halde) deriz ve daha iyisini istesek bile şükredip bulunduğumuz yerde kalırız. Çünkü ev, araba, iş istemişimdir ve onlara zaten ulaşmışımdır neden kalkıp daha fazlası için uğraşayım belki elimdekinden de olacağım daha fazlasını isterken.. Aslında böyle düşündüğümüzde gerçekten neye sahip olursak olalım, hatta bazen elimizdekinden daha kötüsüne sahip de olsak kendimize ‘’bu kadar yeter daha fazlasını isteme ya da hiç rahatını bozma şimdi’’ diye bilinçaltımızın oyunlarına kurban oluruz. Ne için peki? Elimizdekiler gidince bir süre de olsa şükredecek bir şey kalmayacağından mı? O zaman nasıl yaşarım? Çünkü ben şükretmeyi her zaman elimdekilere, sahip olduklarıma göre ayarlamıştım, kendimi kötü hissetmemek için hep elimde nasıl olsa şuyum var buyum var diye telkin etmiştim. Evet böyle yaptığımda yaşayacak ne bir neden ne bir umut bulabilirim zaten. Eğer kendime sahip olduğum için, eğer nefes aldığım için, özgürce düşünebildiğim için şükretseydim belki elimdekiler bir süreliğine gittiğinde şükretmeye devam ederim ve her zaman ben çalışırsam, uğraşırsam yine onlara hatta daha iyisine sahip olabilirim derdim. O zaman, nefes almaya devam ettiğim zaman bir umut vardır çünkü. Her şeyin baştan ve daha güzelini yapabilme umudu insan var oldukça olacaktır. Yeter ki beynimizin bize oynadığı küçük oyunları dikkate almadan kendi yaşamımıza en öncelikli şükredelim. İç dünyamızda, kendi kendimize koyduğumuz o engelleri yıktığımızda en ufacık şeylere bile şükretmeye başlarız. Ve biz şükrettikçe o ufacık şeyler birikir ve bir gün kendine sınır koymayan, kendinde her şeyi yapabilecek gücü bulabilen birine dönüşürüz. Bu da ancak o küçük adımlarla başlar..