Blog entry by Buse Ermen

Picture of Buse Ermen
by Buse Ermen - Monday, 1 November 2021, 6:31 PM
Anyone in the world

MUTLULUĞA HOŞGELDİN DİYENLER

Çoğu insan mutluluğun, daha dünyaya ilk gelişinde hayatında nasıl şekilleneceğinin belirli olduğunu düşünür. Sanki yaşamımız boyunca mutlu bir insan profili çizip çizemeyeceğimiz bizim kaderimizde yazılmış kesin bir bilgiymiş gibi düşünürüz. Böyle düşünüldüğünde ise zaten kıymet verilmesi ya da korunması gereken bir duyguymuş gibi bakmayız mutluluğa, belki de hiçbir zaman yaşayamayacağımızı düşündüğümüz şey için hiçbirimiz bir koruma çabasına girmeyiz ya da değer verilecek bir unsur olarak görmeyiz mutluluğu. Hal böyle olunca insan mutluluğu etrafından gelecek bir hediye olarak görmeye başlar ve sonu gelmez beklentilere girer. Hediye dediğimiz başkası aracılığıyla bizi mutlu eden kimi zaman heyecanlandıran bir nesnedir. Hediye, genellikle birilerinden bir şeyler almak gibi de tanımlandığı için artık tam anlamıyla başkasından gelecek ya da ancak başkasının aracılığıyla elde edilebilecek bir duyguya dönüşür. Sonra insan için başlar sonu gelmeyen beklentiler, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayaller…

Mutluluk, ne zaman bir insan için ancak dışarıdan, başkası aracılığıyla elde edilebilecek bir duygu olarak görülür, işte o zaman kader olarak görülmeye başlanır aslında. Çünkü mutluluk insanın kendi içi haricinde arayabileceği bir şeyse o zaman o’nun olması ya da olmaması da dışarıdan geleceklere bağlıdır. Böyle bakıldığında mutluluğu bir kader olarak görebiliriz. Herkesin kaderi kendi çabasına bağlıdır, bunun bilincinde olsak da olmasak da bu değişmez. Biz mutluluğumuzu dışarıdan geleceklere bağladığımızda hep dışarısı için uğraşmaya başlarız. Bu dışarısı kimi zaman paramızı harcadığımız kıyafetler, lüks eşyalar, yiyecekler.. Yani ihtiyacın dışında her şey, hatta bazen insan. Evet insan. Bazı insanlar etrafını kalabalık görmeye ihtiyaç duyar ve insanlar hep çevresinde olsun diye bekler.  Beklenen mutluluk yine başkalarının eline, fikrine, isteğine bağlanmıştır aslında. Eğer falanca kişi benimle ise ve benim yanımdaysa mutluyum, eğer benim lüks bir arabam ve evim varsa mutluyum, eğer falanca markadan çantam, ayakkabım varsa mutluyumdur. Bu liste sonsuzdur, sadece öncelik sıralaması kişiden kişiye değişir. Ama sonu hep aynı şekilde mutluluk şartlara bağlanır ve asla da kalıcı olmaz. Eğer o sevdiğim, mutluluğumu ona bağladığım kişi benim hayatımda yoksa ben artık mutlu değilimdir, eğer evimi, arabamı ya da mutluluğumu bağladığım bir eşya hayatımda artık yoksa ben mutsuzumdur. Ama hayatına baktığında hiç de böyle olmaz. Bir insan, bir eşyayı kaybettikten sonra bir süre mutsuz olsa da ölene kadar mutsuz kalmaz. Elbet unutulur ve hayatına devam edilir. Bazen o’nsuz da mutlu olursun ve hayatına devam edersin. Tabi bu saplantılı hale ve insanın psikolojisini tamamen bozacak şekilde takıntılı hale gelmediği sürece.

İnsan ne zaman, elindekini kaybetmesine rağmen mutluluk hissini tadar ve hissederse o zaman anlar ki aslından mutlu olup olmamak bir seçim, eğer ben şu an elimde olmayanla da mutluysam bu bana bağlıdır diyebilir. Bunu çok az insan bilinçli bir şekilde, farkında olarak yaşasa da her zaman hayatımızda bize verilen ve gösterilen ufak ipuçları vardır. O ipuçları sana, bana der ki ‘’bak sen şu küçücük şeyle mutlu oldun eğer sen istersen mutluluk seni bulur’’. Ve bu gerçekten senin çabana yani kaderine de bağlıdır. Sen o mutluluğu hayatında görmek istiyorsan kendi içinde nasıl baktığın önemli. O nesneler, hayatındaki o insanlar sana istediğin bir şeyleri sağladığında mı mutlusun yoksa sen onlara mutluluk verici şeyler olarak baktığından mı mutlusun? Bu hem çok ince bir düşünce hem de insanın tüm yaşamını değiştirecek bir düşünce aslında sadece her şeyin farkında olarak yaşadığımızda anlayabileceğimiz bir muamma.