Site blog'u

Buse Ermen 'ın resmi
yazan Buse Ermen - 13 Kasım 2021, Cumartesi, 15:25
Dünyadaki herkese



düşünmek

Anahtar Kelimeler: Zihin, Düşünce, Meditasyon

 

Zihnimizin oynadığı oyunlar

      '' Zihin tüm hastalıkların sebebidir ve kalp de tüm şifaların kaynağıdır. Ve sen problem yaratmadığın zaman hayat da tüm gizemlerini sana açar. O asla sürekli sorular sormaya devam eden birisinin önünde kendisini açmaz.'' (Osho)

 

 

Zihin ve zihnin sınırları günümüzde bile gizliliğini korumaya devam etmektedir. Ne kadar çalışma yapılırsa yapılsın, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin hala keşfedilmeyi bekleyen çok şey var. Yapılan çalışmalar ilerledikçe ve daha derine inildikçe keşfedilenler de bir o kadar derin anlamlar taşıyor. Aslında yaşadığımız hayat gibi. İçimizde olan dünya yani zihnimiz, dışımızda olan dünya yani yaşamlarımız sürekli değişim ve ilerleme yolunda.

 

Zihnin düşünme hastalığı

Zihin, düşünen bir varlık olması sayesinde bizi diğer canlılardan ayırıcı bir görev üstlenmiştir. İnsanı, diğer canlılardan ayıran düşünme yetisini kullanabilme yeteneğidir. Bu olgu bizim için hem avantaj hem de dezavantaj olabilmekte zaman zaman. Düşünsenize kafanızda içinde hiç susmayan, durmadan hem kendi hakkında hem de çevresindekiler hakkında sürekli yorumlar yapan hiç şarjı bitmeyen bir makine var. Ve bu makine düşüncelerle besleniyor yani sen düşündükçe onu şarj ediyorsun bir yandan.

Aslında böyle bir bakış açısı bunun neyi kötü olabilir ki diye bir çıkarım yapsa da insan her zaman iyi düşünceler içinde olamıyor. Hatta yapılan çalışmalarda görülmüş ki, zihnimizden gün içinde 60 bin civarı düşünce geçer. Bu düşüncelerin %80 kadarı olumsuz düşüncelere aitken olumlu düşünceler sadece %20’lik bir dilimi kapsamaktadır. Bazen ne kadar çok düşünüyorum diye sorarız kendimize. Ve bu soru çoğunlukla cevapsız kalır. Kafamızda sürekli dönüp dolaşan düşünceler bulaşıcı bir hastalık gibi bir düşünceden diğerine yayılarak çoğalır.

Yukarıda da belirttiğim gibi bunların çoğu olumsuz düşüncelerdir. Ve bu düşünce karmaşasından çıkamayıp çoğu zaman kocaman bir düşünce bulutunun içine girmiş oluruz. Farkında olup ben ne yapıyorum, biraz durup dinlenmem gerekiyor diye sormadığımızda ise düşünce bulutunun ağırlaştırılmış müebbet yiyen bir mahkûmu oluruz.

Zihnimizi olumsuz düşüncelerden kurtarmak

Bilim adamları zihnimizi istediğimiz zaman düşünüp istediğimizde durduracak bir düğme geliştirdiler diyerek başlamak isterdim. Fakat şu an için böyle bir şey yok. Ama ne var biliyor musunuz? Madem düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz o zaman düşünce niteliklerimizde değişiklik yapalım. Düşüncelerimizin çoğunluğuna sahip olan olumsuz düşünce ve fikirlerin çoğunu olumluya geçirmek gibi bir çözüm üretebiliriz sanki. Kulağa kolay bir şey gibi gelse de aslında çok zor bir iş fakat istersek çözümü kapımızda.

    Uykumuzdan uyanmak için nasıl bir alarma ihtiyacımız varsa düşünce bulutundan çıkmak ve zihni uyandırmak için de bir uyarıcıya ihtiyacımız var.

 

Zihni olumluya yönlendirmek

Zihnin olumsuz düşüncelere daha yatkın olduğunu ve sayıca daha kalabalık olduklarını söyledik. O zaman çözüm olumluya odaklanmak klişesi mi gerçekten? Neden olmasın? Bizim süper gücümüz yoksa ve düşünceyi kontrol etmeye yarayan bir düğme henüz icat edilmemişse, kendimizi olumluya yönlendirebiliriz en azından. Zihnimizi olumlu düşünceye yönlendirme becerisi kazanabilmenin en büyük aracı meditasyon ve meditasyonun etkileri. Kendi üzerimde denediğim uzun zamanlı denemeler sonucunda söyleyebilirim ki muazzam etkileri var.

    Kendinizi dokunulmaz ve düşüncelerin arasından dolaşan fakat onlar tarafında görülmeyen biri gibi hayal ediyorsunuz. Sanki görünmezlik iksirinden bir yudum almış gibi...

 

Çocukken hangi süper kahramanın gücü sende olsun isterdin diye soruları çoğumuz duymuşuzdur. Verilen cevapların büyük bir kısmı da görünmezlik olurdu. Çünkü bu, hem çocuklar açısından hem de yetişkinler açısından sahip olunmak istenen büyük bir güç. İşte meditasyon halindeyken zihninize gelen olumsuz düşünceler içeriye kafalarını uzatıp bakıyorlar. Eğer siz onlar geldiklerinde ve sizi çağırdıklarında kalkıp peşinden gitmiyorsanız sanki sizi orada görmemiş gibi gidiveriyorlar. Bir zaman sonra ise sizi evde bulamayacaklarını düşündükleri için ziyaretlerini azaltmaya başlıyorlar. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Siz artık süper bir güce sahip oluyorsunuz: Görünmezlik. Artık olumsuz düşünceler tarafından görülmemeye başladığınızda ise kendinizi zihin kontrolü yapabilen bir süper kahramana çeviriyorsunuz.

Zihne Meditasyon Etkisi

Deneyimlerimin haricinde bilimsel olarak kanıtlanan meditasyon etkilerinden de bahsetmek istiyorum sizlere. O zaman şöyle bir cümle kurma zamanı geldi. Bilimsel kanıtlar gösteriyor ki meditasyon beynin refahını sağlayan kısımlarını besler. Beynimizin çeşitli bölgeleri belirli aktiviteler için çalışır. Bilim insanları beyin tarama teknolojisiyle bu çeşitli bölgeleri meditasyon halindeyken ve 8 haftalık bir meditasyon antrenmanı sonrasında incelediler. Araştırmalar sonucunda beynin merkezindeki gri yapıda kalınlaşma görüldü. O da ne demek diyebilirsiniz, hemen söyleyeyim. Beynimizin merkezindeki bu yapının gelişmesi demek pozitif duyguların artması, duygusal dayanıklılık ve günlük hayatta odaklanma ve konsantrasyonun artması anlamına geliyor. Yani meditasyonun günlük hayatımızda hissettiğimiz pozitif etkisi sadece bir düşünce değil hayatımıza bir yansıması adeta.

meditasyon

 

Zihni kontrol etmek mümkün

Zihninizin sizi yönlendirmesi yerine siz onu yönlendirin. Siz belirleyin ne düşünmek istediğinizi eğer olumsuz ya da hoşunuza gitmeyen bir düşünce kapınızı çalarsa gelişini uzaktan izleyin. Bırakın gelsin girsin içeri. Engel olmayın. Biz nasıl varsak bu hayatta nasıl yaşıyorsak onlar da bu hayatın bir parçası. Önemli olan geldiklerinde sizin nasıl bir ev sahibi olduğunuz. Onları nasıl karşıladığınız. Geldiklerinde, sizin usulca onları izleyip tepki vermediğinizi ve size herhangi bir etki vermediklerinde sizin kapısı çalınacak bir ev sahibi olmadığınızı zamanla anlayacaklardır. En azından ben böyle yapıyorum. Ve merak etmeyin etki edemediklerinde gördüklerinde kahveye bile kalmak istemiyorlar.

Sizin de derin dinlenmeye geçtiğinizde zihninizin olumsuz düşünceleri nasıl karşıladığını anlatan hikâyeleriniz varsa seve seve dinlerim. Yorumlarınız bekliyorum. Benimle yorum bölümünde paylaşırsanız çok mutlu olurum.

 

 

 



[ Değiştirildi: 5 Nisan 2022, Salı, 23:09 ]
 
Sevim Karaca 'ın resmi
yazan Sevim Karaca - 10 Kasım 2021, Çarşamba, 18:40
Dünyadaki herkese

CANLI DERS NEDİR?
Zaman hızla ilerlerken birçok şey zamanla ilerliyor gelişiyor, değişime uğruyor ve bizler o
kadar çok şeyi geride bırakıyoruz ki. Sayısız gelişimle beraber birçok yeni kavram hayatımıza giriyor. Yeni karşılaştığımız kavramlar kimi zaman bizi uyum noktasında zorlarken kimi zaman bizlere sunduğu kolaylık ve konfor gibi bir çok avantajından ötürü çabucak benimseyebiliyoruz. Bunlardan biri de hiç kuşkusuz Canlı derslerdir. Canlı dersler internet ortamında öğreten ve öğrenmek isteyeni buluşturan son derece işlevsel bir uygulamadır. Özellikle pandemi (salgın hastalık) sonrası hayatımıza iyice giren ve bir çoğumuz için çokta yararlı ve kullanışlı olan bir uygulamadır. Burada sadece öğreten ve öğrenenden bahsetmek elbetteki kapsamı daraltır. Çünkü canlı dersler birçok alanda kullanılabilir. Sanal bir ortamda gerçekleştirilen canlı dersler internet bağlantısının mevcut olduğu ve teknolojik bir cihazın bulunduğu her ortamda rahatlıkla erişim imkanı sağlar. Kullanım kolaylığı, ulaşım kolaylığı her ortamda erişim imkanı sağlaması dolayısıyla insanlarca çok kolay kabul görmüş ve canlı dersler hayatımızın bir parçası hatta vazgelmezi olmuştur bence.
Canlı Dersler neden önemlidir?
Kişilerin tercihlerinde kullandığı temel argümanlar elbetteki marjinal fayda, güven ve verim olmakta. Bahsettiğimiz argümanlara değinecek olursak öncelikle fayda ; Canlı dersler öğrenci ve öğretmeni kolaylıkla buluşturması, rahat ve konforlu öğrenme ortamı sağlaması bakımından son derece faydalıdır. Güven; sanal ortamda yapılan iletişimde genellikle öğrenci bakımından düşünürsek aile gözetiminde olacağından sorun oluşturmamaktadır. Ayrıca çok fazla seçeneğe sahip Kişisel Gelişim kurslar özellikle İstanbul İşletme Enstitüsü gibi profesyonel ortamladan tercih edilirse çokta tatmin olunmuş bir şekilde eğitimler neticelenecektir. Sonuç olarak Canlı dersleri yapacağımız
güzel seçimlerle son derece güven içerisinde faydalanarak verimli sonuçlar alabiliriz. Canlı derslerin önemi yukarıda bahsettiğimiz gibi özellikle pandemi sürecinde iyice arttı
elbette fakat pandeminin azalmasıyla önemini kaybetmedi aksine artan taleple beraber
iyice gelişerek önemini korumaya devam ediyor.
Canlı Ders Ortamları olur mu?
Canlı derslerin en güzel ve kişilere cazip gelen yönü mekansızlığıdır. Şunu sorabiliriz. Ne demek mekansızlık? Canlı dersler için gerekli iki temel araç vrdır.
 1-İnternet (internetin çekim hızı derse bağlanma kalitesini çok etkiler)
2- Teknolojik araç bunlar bilgisayar çekim hızı derse bağlanma kalitesini çok etkiler)
Bunun haricinde ders katılımcısıyla şenlenecektir. Bütün bunlar sağlandıktan sonra ders ev ortamında, işyerinde , yolda , arabada , bahçede vb. Her yerden takip edilebilir. Hatta buna  çok güzel örnekte pandemi sürecinde kendisine tablet hediye edildikten sonra dersleri sürülerini güderken takip eden bir öğrenciyi verebiliriz. İşte bu yüzden canlı derslerde mekan olayı yoktur. Buda canlı derslere ulaşımı kolaylaştıran en önemli aktörlerden biridir.
Canlı Derslerin sağladığı avantajlar var mıdır?
Yazımızın başından itibaren Canlı Derslerin bir çok kolaylıklarını saydık şimdi bunları başlık altında toparlayacak olursak.
1- Ulaşılabilirliği kolaydır. Çok rahat bir şekilde ev veya ofis ortamında istediğimiz bir Sertifika kursuna Online eğitim kursuna katılabiliriz.
2- Ekonomik olarak maliyeti düşüktür veya hiç yoktur.
 3-Ulaşım malıyeti yoktur. Canlı ders katılımı sağlamak için onlarca yol gitmemize gerek yoktur. İsteiğimiz ortamdan katlım sağlayabiliriz.
4-Zaman tasarrufu sağlar. Canlı derse kalmak için her hangi bir yol katetmeyeceğimiz için herhangi zaman kaybı yaşamayız.
5-Herkesin eşit düzeyde eğitime katılımına olanak sağlamaktadır.
Sonuç olarak felsefede şöyle bir söz vadır. ''Evrende değişmeyen tek şey değişimdir.'' bu
çerçevede değişen dünyanın artan teknolojik gereksinimler sonucu ortaya çıkan
gelişmelerden biri de Canlı ders kavramı olmuştur. Özellikle Pandemi sonrası iyice benimsediğimiz, kullanım alanlarını çeşitlendirdiğimiz canlı dersler temel olarak eğitim alanında kullanılmakla beraber eğitiminde devamı niteliğindeki Kişisel Gelişim alanındada çokça kullanılmaya başlanmıştır.Kişisel Gelişimin geniş bir yelpazesi ulunmakta Canlı dersler tüm bu yelpazelere ulaşma imkanı vermektedir. Özellikle Kişisel Gelişim Eğitimlerindeki son derece fazlaca çeşitliliğe sahip İstanbul İşletme Enstitüsü verdiği eğitimleri canlı ders ortamlarında desteklemetedir. Yapılan Canlı dersler kayıt altına alınarak öğrencinin süresi boyunca istediği kadar tekrar etme şansını da vermekle verimliliği arttırmıştır. Dileyenlerin özellikle yetenek ,ilgi veya geliştirmek istediği pek çok alanda canlı ders destekli Online eğitimleri mevcuttur. Son derece güvenli ve kaliteli eğitim platforu olan İstanbul işletme Enstitüsü kendini geliştirmek isteyen herkes için kaçınılmaz bir eğitim oramıdır. Canlı Derslere kaılarak etkileşim halinde geçirilecek eğitim sonrası dileyen kursiyerler sertifika alarak gerekli yerlerde kullanma imkanına da sahip olabilir.Gelişen ve değişen dünyaya ayak uydurmak için kendimizi hep yenilemeli hep ilerlemeliyiz bunu sağlamak için istediğimiz her ortamda Canlı derslere katılım sağlayabilir. Bir çok alanda kendimize yeni beceriler katabiliriz. Yeterki yeniliğe meraklı öğrenmeye hevesli olalım.

 

 


[ Değiştirildi: 5 Nisan 2022, Salı, 23:09 ]
 
Dünyadaki herkese

İletişim yüzyıllardır insanların hayatlarında var olan etkileşim aracıdır. Yaratılışımızdan beri ihtiyaç duyduğumuz vazgeçebilmemiz mümkün gözükmeyen bir olgumuzdur. Yaşamımızdaki öneminin yanı sıra dikkat etmemiz gereken birçok etken durumda vardır. Buna istinaden sözlü ve sözsüz olarak da ikiye ayrılır. Son zamanlarda sözsüz iletişimi daha çok kullanmaktayız. Fark edersiniz ki teknoloji hayatlarımızda birçok duruma farklılıklar getirmiştir. Bunlardan bir tanesi de iletişimdir. Artık mesaj yerine bile tek bir emoji kullanarak karşı tarafa ne söylemek istediğimizi aktarabiliyoruz. Tabi bu durum bizlerde yazı yazma tembelliklerine, duygularımızı aktarma üşengeçliklerine ve iletişimlerimizde samimiyetsizlik  gibi durumlara yol açabiliyor. Önemli olan bu absürt durumları fark edip harekete geçmek. Duygularımızı benliğimize, hissettiklerimizi çevremize ve düşündüklerimizi yazıya aktarma zamanı gelmedi mi sizce de ? O halde;

Etkili İletişimin Sırlar Nelerdir?

        En gizemli sır kendimizdir. Her şey bizde başlar bizde biter. Hissettiklerimiz düşüncelere dönüşür, duygularımız davranışlarla şekillenir. Davranışlarımızla beraber konuşma üslubumuz da önemlilik arz eder. Kısacası etkili iletişim yaşamımızın tüm alanlarında yanımızda olması gereken rol modelimizdir. Bütün bu önemlilik arz eden durumlarımızın farklı farklı dışa aktarış tarzları vardır. Ama kurallar hep aynıdır. İletişimdeki bu kurallar; 

⦁ Etkili ve ilgili dinlediğini karşı tarafa hissettirmek,

⦁ Empati kurmaya çalışmak (kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilme)

⦁ Göz temasından kaçınmamak,

⦁ Jest ve mimiklere dikkat etmek,

⦁ Ses düzeyi, ses tonu ve hitap şeklimizi belirlemek,

⦁ Oturuş tarzımızı düzeltmek, 

⦁ Eleştiriye açık olmak,

⦁ Söz kesmemeye dikkat etmek,

⦁ Dinlediğimiz ve konuştuğumuz kişiye dönük olmak, 

⦁ Kendimizi ifade edebilmek için duruşumuzu belirlemek,

⦁ Önyargısız yaklaşmaya çalışmak

⦁ Muhabbeti koyulaştırıcı veya ortamı sakinleştirici ayrıntılara dikkat etmek (çaykahveortam kokusuortam sakinliği vs.)

⦁ İletişimimizi geliştirici eğitimlere 

⦁ Kişisel gelişimimize özen göstermek

⦁ Kreatif düşünebilmek (Olaylara farklı gözlerden bakabilmeye çalışma)

        Ve daha birçok maddeler ekleyerek bu konuda başarılı etkiletişimler sağlayabiliriz. Sıraladığım her maddeyi etkili iletişim kurabilmek için irdelemeli, araştırmalı ve üstünde durarak uygulamaya çalışmalıyız. İletişim sadece konuşmak, günlük ihtiyaçlarımızı karşılamak değildir. Teknik olarak öğrenilmesi gereken birçok ayrıntıları barındırır. Yaşam standardımızı yükseltmek, sağlıklı etkileşimler kurmak için olmazsa olmaz bir parçamızdır.


İki insan karikatürü, konuşmanın duyma üzerindeki bağlantılarını anlatıyor.


        Peki iletişim kurarken yapabileceğimiz hatalar olabilir mi? Bu zamana kadar iletişimlerimizde ne gibi hatalar yaptık? Bu hataları fark edip ders çıkartmaya çalıştık mı? Gelin bu soruları maddeler halinde inceleyelim.

İletişimde Yapabileceğimiz Ve Karşılaşabileceğimiz Hatalar;

⦁ Yüksek sesli konuşmak ( bağırmak)

⦁ Yanlış tahminlerde bulunmak( suçlamak)

⦁ Konuları saptırmak ( mevcut konu açıklığa kavuşmadan yeni bir problem eklemek)

⦁ Karşımızdakinin açıklamalarına izin vermemek ( dinlememek, üste çıkmak)

⦁ Sonuca ulaşmak yerine olayları uzatmak ( kayıtsız kalmak)

⦁ Karşımızdaki insan biz ifade etmeden her şeyi anlamasını beklemek (müneccim olduğunu düşünmek)

⦁ Asla, imkanı yok gibi keskin ve katı konuşmalar sergilemek( büyük konuşmak)

⦁ Tartışma sırasında sürekli özür dilemek ve hak vermek 

⦁ Alay ve tahrik edici konuşmak

⦁ Emir verici hitaplar sergilemek gibi durumlarla karşılaşabilir ve bu hatalara düşmüş olabiliriz. 

        İşte bu durumda kendimizi tanımamız, olaylara hakim olmamamız ve çevresel düşünmemiz önemlilik kazanıyor. Biz kendimizi keşfetmeye ve tanımaya ne kadar vakit ayırabilirsek iletişimlerimiz de bir o kadar sağlıklı boyutlar kazanacaktır. Kendimizi keşfetmek demek eğitim demek, kendimizi tanımak demek okumak demek, sağlıklı bir iletişim demek gelişmiş düşünceler, keşfedilmeye hazır insanlar demek. İletişim becerilerinizi geliştirerek farklı insanlarla etkileşimlerde bulunmak ve sosyalleşmek istemez misiniz? Ya da kim istemez? Söylemek istediğim hiçte imkansız değil aslında. Her şey bizde başlar ve bize biter demiştik.

Birbiriyle konuşan iki insan siluetinin beyinsel etkileşimleri anlatılıyor.

        Maddelerle açıklığa kavuşturmak istediklerimi uygulamaya çalışarak etkili iletişimde ilk adımı atabilirsiniz. Tabi ki bunlar yeterli değil. Boş zamanlarınızı iletişiminizi ve kendinizi geliştirebilecek eğitimlerle taçlandırabilirsiniz. Bu sayede kendinize yeni beceriler kazandırmış olursunuz. Hiçbir şey için geç kalmadınız. Şimdi bırakın sosyal medyalarda stolklamaları, chatleri birçok eğitim sizleri bekliyor. Parmaklarımızın ucunda eşsiz bir dünya var. Bunu keşfetmeyi ihmal etmeyin. Bu dünyadan sizlere birkaç eğitim tavsiyesiyle kapıyı aralayıp yazımı sonlandırmak istiyorum. 

Kişisel Gelişim ve Etkili İletişim için eğitim tavsiyeleri;

⦁ Doğru ve Etkili Konuşmanın Temelleri

⦁ Etkili İletişim Stratejileri ve Beden Dili

⦁ Halkla İlişkiler ve İletişim Eğitimi

⦁ Empati ve İletişim Eğitimi

⦁ Diksiyon Eğitimi

⦁ Stres ve Stresle Başa Çıkma Eğitimi

⦁ Yetenek İnovasyonu Eğitimi 

⦁ Etkin Karar Verme ve Teknikleri Eğitimi

⦁ Görgü Kuralları Eğitimi

⦁ Stres Yönetimi Eğitimi 

gibi eğitimlerle İstanbul İşletme Enstitüsü birçok ücretsiz eğitimle her yaşta ve her saatte öğrenmenin keyfini yaşatıyor. Birbirinden başarılı eğitmenler, farklı konu içerikleri ve sitenin kullanım kolaylığıyla öğrenmeye doyamayacaksınız.

Yazımı ilgiyle okuduğunuz için teşekkür ederim.              


[ Değiştirildi: 5 Nisan 2022, Salı, 23:09 ]
 
Buse Ermen 'ın resmi
yazan Buse Ermen - 8 Kasım 2021, Pazartesi, 13:39
Dünyadaki herkese

 Zihnimizin oynadığı oyunlar

      '' Zihin tüm hastalıkların sebebidir ve kalp de tüm şifaların kaynağıdır. Ve sen problem yaratmadığın zaman hayat da tüm gizemlerini sana açar. O asla sürekli sorular sormaya devam eden birisinin önünde kendisini açmaz.'' (Osho)

 

 

Zihin ve zihnin sınırları günümüzde bile gizliliğini korumaya devam etmektedir. Ne kadar çalışma yapılırsa yapılsın, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin hala keşfedilmeyi bekleyen çok şey var. Yapılan çalışmalar ilerledikçe ve daha derine inildikçe keşfedilenler de bir o kadar derin anlamlar taşıyor. Aslında yaşadığımız hayat gibi. İçimizde olan dünya yani zihnimiz, dışımızda olan dünya yani yaşamlarımız sürekli değişim ve ilerleme yolunda.

 

Zihnin düşünme hastalığı

Zihin, düşünen bir varlık olması sayesinde bizi diğer canlılardan ayırıcı bir görev üstlenmiştir. İnsanı, diğer canlılardan ayıran düşünme yetisini kullanabilme yeteneğidir. Bu olgu bizim için hem avantaj hem de dezavantaj olabilmekte zaman zaman. Düşünsenize kafanızda içinde hiç susmayan, durmadan hem kendi hakkında hem de çevresindekiler hakkında sürekli yorumlar yapan hiç şarjı bitmeyen bir makine var. Ve bu makine düşüncelerle besleniyor yani sen düşündükçe onu şarj ediyorsun bir yandan.

 

düşünmek



Aslında böyle bir bakış açısı bunun neyi kötü olabilir ki diye bir çıkarım yapsa da insan her zaman iyi düşünceler içinde olamıyor. Hatta yapılan çalışmalarda görülmüş ki, zihnimizden gün içinde 60 bin civarı düşünce geçer. Bu düşüncelerin %80 kadarı olumsuz düşüncelere aitken olumlu düşünceler sadece %20’lik bir dilimi kapsamaktadır. Bazen ne kadar çok düşünüyorum diye sorarız kendimize. Ve bu soru çoğunlukla cevapsız kalır. Kafamızda sürekli dönüp dolaşan düşünceler bulaşıcı bir hastalık gibi bir düşünceden diğerine yayılarak çoğalır.

Yukarıda da belirttiğim gibi bunların çoğu olumsuz düşüncelerdir. Ve bu düşünce karmaşasından çıkamayıp çoğu zaman kocaman bir düşünce bulutunun içine girmiş oluruz. Farkında olup ben ne yapıyorum, biraz durup dinlenmem gerekiyor diye sormadığımızda ise düşünce bulutunun ağırlaştırılmış müebbet yiyen bir mahkûmu oluruz.

Zihnimizi olumsuz düşüncelerden kurtarmak

Bilim adamları zihnimizi istediğimiz zaman düşünüp istediğimizde durduracak bir düğme geliştirdiler diyerek başlamak isterdim. Fakat şu an için böyle bir şey yok. Ama ne var biliyor musunuz? Madem düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz o zaman düşünce niteliklerimizde değişiklik yapalım. Düşüncelerimizin çoğunluğuna sahip olan olumsuz düşünce ve fikirlerin çoğunu olumluya geçirmek gibi bir çözüm üretebiliriz sanki. Kulağa kolay bir şey gibi gelse de aslında çok zor bir iş fakat istersek çözümü kapımızda.

    Uykumuzdan uyanmak için nasıl bir alarma ihtiyacımız varsa düşünce bulutundan çıkmak ve zihni uyandırmak için de bir uyarıcıya ihtiyacımız var.

 

Zihni olumluya yönlendirmek

Zihnin olumsuz düşüncelere daha yatkın olduğunu ve sayıca daha kalabalık olduklarını söyledik. O zaman çözüm olumluya odaklanmak klişesi mi gerçekten? Neden olmasın? Bizim süper gücümüz yoksa ve düşünceyi kontrol etmeye yarayan bir düğme henüz icat edilmemişse, kendimizi olumluya yönlendirebiliriz en azından. Zihnimizi olumlu düşünceye yönlendirme becerisi kazanabilmenin en büyük aracı meditasyon ve meditasyonun etkileri. Kendi üzerimde denediğim uzun zamanlı denemeler sonucunda söyleyebilirim ki muazzam etkileri var.

    Kendinizi dokunulmaz ve düşüncelerin arasından dolaşan fakat onlar tarafında görülmeyen biri gibi hayal ediyorsunuz. Sanki görünmezlik iksirinden bir yudum almış gibi...

 

Çocukken hangi süper kahramanın gücü sende olsun isterdin diye soruları çoğumuz duymuşuzdur. Verilen cevapların büyük bir kısmı da görünmezlik olurdu. Çünkü bu, hem çocuklar açısından hem de yetişkinler açısından sahip olunmak istenen büyük bir güç. İşte meditasyon halindeyken zihninize gelen olumsuz düşünceler içeriye kafalarını uzatıp bakıyorlar. Eğer siz onlar geldiklerinde ve sizi çağırdıklarında kalkıp peşinden gitmiyorsanız sanki sizi orada görmemiş gibi gidiveriyorlar. Bir zaman sonra ise sizi evde bulamayacaklarını düşündükleri için ziyaretlerini azaltmaya başlıyorlar. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Siz artık süper bir güce sahip oluyorsunuz: Görünmezlik. Artık olumsuz düşünceler tarafından görülmemeye başladığınızda ise kendinizi zihin kontrolü yapabilen bir süper kahramana çeviriyorsunuz.

Zihne Meditasyon Etkisi

Deneyimlerimin haricinde bilimsel olarak kanıtlanan meditasyon etkilerinden de bahsetmek istiyorum sizlere. O zaman şöyle bir cümle kurma zamanı geldi. Bilimsel kanıtlar gösteriyor ki meditasyon beynin refahını sağlayan kısımlarını besler. Beynimizin çeşitli bölgeleri belirli aktiviteler için çalışır. Bilim insanları beyin tarama teknolojisiyle bu çeşitli bölgeleri meditasyon halindeyken ve 8 haftalık bir meditasyon antrenmanı sonrasında incelediler. Araştırmalar sonucunda beynin merkezindeki gri yapıda kalınlaşma görüldü. O da ne demek diyebilirsiniz, hemen söyleyeyim. Beynimizin merkezindeki bu yapının gelişmesi demek pozitif duyguların artması, duygusal dayanıklılık ve günlük hayatta odaklanma ve konsantrasyonun artması anlamına geliyor. Yani meditasyonun günlük hayatımızda hissettiğimiz pozitif etkisi sadece bir düşünce değil hayatımıza bir yansıması adeta.

meditasyon hali


Zihni kontrol etmek mümkün

Zihninizin sizi yönlendirmesi yerine siz onu yönlendirin. Siz belirleyin ne düşünmek istediğinizi eğer olumsuz ya da hoşunuza gitmeyen bir düşünce kapınızı çalarsa gelişini uzaktan izleyin. Bırakın gelsin girsin içeri. Engel olmayın. Biz nasıl varsak bu hayatta nasıl yaşıyorsak onlar da bu hayatın bir parçası. Önemli olan geldiklerinde sizin nasıl bir ev sahibi olduğunuz. Onları nasıl karşıladığınız. Geldiklerinde, sizin usulca onları izleyip tepki vermediğinizi ve size herhangi bir etki vermediklerinde sizin kapısı çalınacak bir ev sahibi olmadığınızı zamanla anlayacaklardır. En azından ben böyle yapıyorum. Ve merak etmeyin etki edemediklerinde gördüklerinde kahveye bile kalmak istemiyorlar.

Sizin de derin dinlenmeye geçtiğinizde zihninizin olumsuz düşünceleri nasıl karşıladığını anlatan hikâyeleriniz varsa seve seve dinlerim. Yorumlarınız bekliyorum. Benimle yorum bölümünde paylaşın.

 

 

 


[ Değiştirildi: 9 Kasım 2021, Salı, 10:57 ]
 
Buse Ermen 'ın resmi
yazan Buse Ermen - 2 Kasım 2021, Salı, 09:14
Dünyadaki herkese

Çoğu zaman şükretmek insanlar arasında bir şarta bağlanır. Yani bir sonuç görülmek istenir önce, şükür hep ikinci aşamadır aslında. Hayatımıza şöyle bir baktığımızda, somut olayları görmeden şükretmeye ihtiyaç duymadığımızı da görürüz. Hiç düşünüp sorgulamadık belki şükretmenin dile getirildikçe çoğaldığını, belki çoğumuz farkında değiliz hayatımızda şükredilecek bir şeyler ararken o şeylere ulaşma yolunda kendimize engeller koyduğumuzu ve böyle yaparak istediğimiz şeylerden kendimizi ne kadar uzaklaştığımızı.

 Şükretmek için doğru zamanı ayarlamak ve bir şeylere sahip olduktan sonra ancak şükredeceğimizi düşündüğümüzde hep hayallerimize, isteklerimize geç kalıyoruz. Halbuki şu anki halime şükürler olsun derken, bazen borç içinde olabiliriz, bazen yakınlarımızdan hasta olan olabilir, bazen bir kaza geçirebiliriz ama ne olursa olsun yaşıyoruzdur, nefes alıyoruzdur.. Belki de hep ve en önce şükredilmesi gereken şey, o’dur: Yaşamak. Ne zaman yaşamayı bırakırız, biyolojik olarak ne zaman nefes almayı bırakırız, işte o zaman şükredilecek hiçbir şey kalmaz elimizde.

Kimi zaman da şükretmeyi bahane edip kendi kendimize engeller koyarız. Kendimiz için, çevremiz için, dünyamız için daha fazlasını istemek gerekmez diye düşünürüz. Ama neden? Güzel bir şey olduğunda ya da biri size güzel bir hediye verdiğinde, daha güzelini veya daha büyüğünü istemek gelmez mi içimizden? Nedense bu olayı yaşamdaki farklı alanlara uyguladığımızda genellikle herkes işim var çok şükür (istediği işi yapmasa ve o işte mutlu olmasa bile), bir arabam var çok şükür (istediği asıl araba modeli o olmasa bile), bir evim var çok şükür (evin büyüklüğü veya konumunun başka olmasını istediği halde) deriz ve daha iyisini istesek bile şükredip bulunduğumuz yerde kalırız. Çünkü ev, araba, iş istemişimdir ve onlara zaten ulaşmışımdır neden kalkıp daha fazlası için uğraşayım belki elimdekinden de olacağım daha fazlasını isterken.. Aslında böyle düşündüğümüzde gerçekten neye sahip olursak olalım, hatta bazen elimizdekinden daha kötüsüne sahip de olsak kendimize ‘’bu kadar yeter daha fazlasını isteme ya da hiç rahatını bozma şimdi’’ diye bilinçaltımızın oyunlarına kurban oluruz. Ne için peki? Elimizdekiler gidince bir süre de olsa şükredecek bir şey kalmayacağından mı? O zaman nasıl yaşarım? Çünkü ben şükretmeyi her zaman elimdekilere, sahip olduklarıma göre ayarlamıştım, kendimi kötü hissetmemek için hep elimde nasıl olsa şuyum var buyum var diye telkin etmiştim. Evet böyle yaptığımda yaşayacak ne bir neden ne bir umut bulabilirim zaten. Eğer kendime sahip olduğum için, eğer nefes aldığım için, özgürce düşünebildiğim için şükretseydim belki elimdekiler bir süreliğine gittiğinde şükretmeye devam ederim ve her zaman ben çalışırsam, uğraşırsam yine onlara hatta daha iyisine sahip olabilirim derdim. O zaman, nefes almaya devam ettiğim zaman bir umut vardır çünkü. Her şeyin baştan ve daha güzelini yapabilme umudu insan var oldukça olacaktır. Yeter ki beynimizin bize oynadığı küçük oyunları dikkate almadan kendi yaşamımıza en öncelikli şükredelim. İç dünyamızda, kendi kendimize koyduğumuz o engelleri yıktığımızda en ufacık şeylere bile şükretmeye başlarız. Ve biz şükrettikçe o ufacık şeyler birikir ve bir gün kendine sınır koymayan, kendinde her şeyi yapabilecek gücü bulabilen birine dönüşürüz. Bu da ancak o küçük adımlarla başlar..


 
Buse Ermen 'ın resmi
yazan Buse Ermen - 1 Kasım 2021, Pazartesi, 18:31
Dünyadaki herkese

MUTLULUĞA HOŞGELDİN DİYENLER

Çoğu insan mutluluğun, daha dünyaya ilk gelişinde hayatında nasıl şekilleneceğinin belirli olduğunu düşünür. Sanki yaşamımız boyunca mutlu bir insan profili çizip çizemeyeceğimiz bizim kaderimizde yazılmış kesin bir bilgiymiş gibi düşünürüz. Böyle düşünüldüğünde ise zaten kıymet verilmesi ya da korunması gereken bir duyguymuş gibi bakmayız mutluluğa, belki de hiçbir zaman yaşayamayacağımızı düşündüğümüz şey için hiçbirimiz bir koruma çabasına girmeyiz ya da değer verilecek bir unsur olarak görmeyiz mutluluğu. Hal böyle olunca insan mutluluğu etrafından gelecek bir hediye olarak görmeye başlar ve sonu gelmez beklentilere girer. Hediye dediğimiz başkası aracılığıyla bizi mutlu eden kimi zaman heyecanlandıran bir nesnedir. Hediye, genellikle birilerinden bir şeyler almak gibi de tanımlandığı için artık tam anlamıyla başkasından gelecek ya da ancak başkasının aracılığıyla elde edilebilecek bir duyguya dönüşür. Sonra insan için başlar sonu gelmeyen beklentiler, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayaller…

Mutluluk, ne zaman bir insan için ancak dışarıdan, başkası aracılığıyla elde edilebilecek bir duygu olarak görülür, işte o zaman kader olarak görülmeye başlanır aslında. Çünkü mutluluk insanın kendi içi haricinde arayabileceği bir şeyse o zaman o’nun olması ya da olmaması da dışarıdan geleceklere bağlıdır. Böyle bakıldığında mutluluğu bir kader olarak görebiliriz. Herkesin kaderi kendi çabasına bağlıdır, bunun bilincinde olsak da olmasak da bu değişmez. Biz mutluluğumuzu dışarıdan geleceklere bağladığımızda hep dışarısı için uğraşmaya başlarız. Bu dışarısı kimi zaman paramızı harcadığımız kıyafetler, lüks eşyalar, yiyecekler.. Yani ihtiyacın dışında her şey, hatta bazen insan. Evet insan. Bazı insanlar etrafını kalabalık görmeye ihtiyaç duyar ve insanlar hep çevresinde olsun diye bekler.  Beklenen mutluluk yine başkalarının eline, fikrine, isteğine bağlanmıştır aslında. Eğer falanca kişi benimle ise ve benim yanımdaysa mutluyum, eğer benim lüks bir arabam ve evim varsa mutluyum, eğer falanca markadan çantam, ayakkabım varsa mutluyumdur. Bu liste sonsuzdur, sadece öncelik sıralaması kişiden kişiye değişir. Ama sonu hep aynı şekilde mutluluk şartlara bağlanır ve asla da kalıcı olmaz. Eğer o sevdiğim, mutluluğumu ona bağladığım kişi benim hayatımda yoksa ben artık mutlu değilimdir, eğer evimi, arabamı ya da mutluluğumu bağladığım bir eşya hayatımda artık yoksa ben mutsuzumdur. Ama hayatına baktığında hiç de böyle olmaz. Bir insan, bir eşyayı kaybettikten sonra bir süre mutsuz olsa da ölene kadar mutsuz kalmaz. Elbet unutulur ve hayatına devam edilir. Bazen o’nsuz da mutlu olursun ve hayatına devam edersin. Tabi bu saplantılı hale ve insanın psikolojisini tamamen bozacak şekilde takıntılı hale gelmediği sürece.

İnsan ne zaman, elindekini kaybetmesine rağmen mutluluk hissini tadar ve hissederse o zaman anlar ki aslından mutlu olup olmamak bir seçim, eğer ben şu an elimde olmayanla da mutluysam bu bana bağlıdır diyebilir. Bunu çok az insan bilinçli bir şekilde, farkında olarak yaşasa da her zaman hayatımızda bize verilen ve gösterilen ufak ipuçları vardır. O ipuçları sana, bana der ki ‘’bak sen şu küçücük şeyle mutlu oldun eğer sen istersen mutluluk seni bulur’’. Ve bu gerçekten senin çabana yani kaderine de bağlıdır. Sen o mutluluğu hayatında görmek istiyorsan kendi içinde nasıl baktığın önemli. O nesneler, hayatındaki o insanlar sana istediğin bir şeyleri sağladığında mı mutlusun yoksa sen onlara mutluluk verici şeyler olarak baktığından mı mutlusun? Bu hem çok ince bir düşünce hem de insanın tüm yaşamını değiştirecek bir düşünce aslında sadece her şeyin farkında olarak yaşadığımızda anlayabileceğimiz bir muamma.


 
Nebahat Daşkin
yazan Nebahat Daşkin - 31 Ekim 2021, Pazar, 12:33
Dünyadaki herkese

   Annem ve babam kendimi bildiğimden beri anlaşamayan bir çift. Babam huysuz, gücünü annemi psikolojik şiddet kullanarak onu ezerek kanıtlayan bir eş.     Bunu hem bizim gözümüzün önünde hem başkalarının yanında yapan bir eş.

      Annem ise evde hep inatçı , bağırıp çağıran hep babamı  kötüleyen , aşağılayan hakir gören sürekli küfür eden  babama söz hakkı asla tanmayan, kararlarını önemsemeyen, hatta bir konu hakkında düşüncesini söylese annem  tarafından alay edilenn bir adam

  Karşılıklı olarak birbirlerine saygı, sevgi göstermekdikleri bir evliliği hala sürdürüyorlar . Sürekli mutsuz ve her seferinde gelene gidene dert yanıyorlar .Her ikisi de birbirlerini asla dinlemiyor sürekli bir güç yarıştırma halindeler .Her ikisinin de  haklı olduğu tarafılar çok bunu  biliyorlar  ama bunu görmek ve anlamak istemiyorlar .Biri birkaç gün evde olmasa birbirlerini de çok özlüyorlar ve ayrı yapamıyorlar .Ama ben de  artık annemin mutsuzluğundan , babamın bencilliğinden bıkmış durumdayım. Ve her ikisine de çok kızıyorum bunu çok defa anlatmaya da çalışıyorum bu defa da annen böyle davranıyor baban şöyle davranıyor şekilde hemen kendilerini savunmaya geçiyorlar .Her ikisin de çok seviyorum ve anlıyorum da  çünkü babam küçükken de dedem ona aynısını uygulamış, dedem babaannemi hep dövermiş vs. Babamı anlıyorum ama anlamak kızgınlığını kırgınlığım geçirmiyor. Kimse geçmişine dayanarak yaptığı kötülükleri haklı duruma getirmemeli kendi yaşadıklarını eşine ve çocuklarına yaşatmamali .

 Şimdi ben de  evliyim iki çocuğum var annem gibi dert yanan mizmizlanan hiç bir şeyden memnun olmayan  bir anne olmak istemiyorum. Eşim babam gibi biri değil çok şükür. Bana  ve çocuklarına saygılı bir eş . Çocuklarına aşırı düşkün ,onları herşeyden koruyan , onları asla ihmal etmeyen , bir dediklerini iki etmeyen , çocuklarına sürekli sarılan kucaklayan öpen koklayan tatlı dilli güler yüzlü bir insan . Ben de   çocuklarımın yanında eşime her fırsatta sarılırım, eşime sevgimi saygımı gösteririm. Keza eşim de bana karşı aynı şekilde. Tabi bizim de tartışmalarımız anlaşamadığımız zamanlar  oluyor ama bunu kısa sürede çözüme kavuşturuyoruz . Birbirlerimize kin ve nefret beklemiyoruz . Birbirlerimize kirilsak bile bu kırgınlığımız birkaç saati ileri geçmiyor . Küllüğümüz birkaç saat ancak sürüyor ve bunu çocuklarımız fark bile edemiyor ve  sonuçta birbirine sarılmış bir anne baba, karısını öpen bir baba ve eşini öpen bir anne görüyor çocuklarımız .

         Çünkü  birbiriyle insan gibi konuşan birbirlerine karşı saygı ve sevgi dolu karı koca, sağlıklı bir aile demektir.Ve aile toplumun  en temel taşıdır . Sağlıklı bireyler temeli sağlam olan ailelerde yetişir bu nedenle ki aile bireyleri birbirlerine karşı olan görev ve sorumluluklarına  üst düzeyde dikkat etmelidir .

 
Nebahat Daşkin
yazan Nebahat Daşkin - 31 Ekim 2021, Pazar, 11:15
Dünyadaki herkese

          Ben bir sosyal bilgiler öğretmeniyim.

Antropoloji biliyorum. sosyolojiden anlıyorum. çoğu siyasetçiden daha fazla siyasal bilgiye sahibim. Ekonomiyle alakalı bir çok şeye vâkıfım. Arkeolojik olarak yer altı yer üstü her türlü ne kadar kalıntı,eser varsa dünya ve ülke genelinde çoğunu size tarif edebilirim.

        İnsan psikojisinden tutun yer yüzünde vuku bulmuş ne kadar felsefik ideolojiye dair her şeyi size açıklayabilirim. Sanatsal olarak entellektüel tüm donanıma sahibim, genç kızlarımızın çeyizlerindeki dantellere işledikleri motifleri saymazsak eğer.

       İletişim noktasında hayvanlar ve makinelerle bile diyaloğa girecek kadar iletişim modellerine hakimim. Günümüz dünya sorunlarında evren varolduğundan bu yana ki tüm sorunlara tartışmalara çözüm önerilerine çağdışı postmodern hiç farketmez bir görüş sunabilirim.

     Hukuksal anlamda içtihadı birleştirme kararlarından tutun hakimin takdir yetkisini kullandığı durumları size betimleyebilirim. Yeryüzünde akademisyen diye sıfatlandırılan zatı muhteremlerin yazdığı makaleleri araştırma analiz etme tenkit etme kavrama bazında tüm yeteneklere sahibim.

      Bir Tarihçi kadar tarih bir coğrafyacı kadar coğrafya bilgilerine hakimim. Bize Sosyal Bilgiler Öğretmeni diyorlar sadece, halbuki bir öğretmenden daha fazlasıyız.....

         

                         NEBAHAT TORUN DAŞKIN.

                        10 EKİM 2015

 
Nebahat Daşkin
yazan Nebahat Daşkin - 31 Ekim 2021, Pazar, 11:10
Dünyadaki herkese

         Eskiden Eba ya da zoom mu vardı? Öyle bilgisayarlarınız yada kişi başına düşen lüks cep telefonlarımız da yoktu . Televizyonu bile zar zor bulan çocuklardık . Öyle internetimiz falan da yoktu hatta böyle şeylerin hayalini bile kuramadık . Öyle ailemiz bizi her gün okula falan götürmezdi .Kml'erce yolu kendi başımıza giderdik . Öyle servis mervis kim kaybetmiş de biz bulalım .Ailemiz öyle şimdiki gibi ödevin var mı bugün hangi konuyu işlediniz , gel ödevlerini yapalım falan demezdi.Hatta çoğu kere ödevi yap bile demezdi . Okursan da kendine okumazsan da kendine yaparsın derlerdi .Gerisine karışmazlardı .Küçücük yaşımızdan itibaren sorumluluk alırdık ; belki de almak zorunda kalırdık çünkü okula gittiğimizde de bizi bekleyen koşullar çetindi .Eti senin kemiği benim diye tembihlenmiş ve bize ait tüm yetkileri eline almış heran kaşları çatılan , gözleri yuvasından fırlayan bir öğretmen profili bizi bekliyordu .

Herşeye rağmen seve seve ödev yapan çocuklardık biz .Okula en uzak mahalleden gidip , beyaz çorabında tek bir çamur lekesi dahi olmayan tertemiz nesildik .Tırnaklarımız kısa, saçlar örülü, sabun kokulu mendillerimizle tutardık okulun yolunu . Sırtımızda boyumuzdan büyük çanta, altında bir parça odun... 

     Kış ayında soba yakacaksa öğretmen odun götürmek de bize düşerdi. Silgi kaybolmasın diye yorgan iğnesiyle delip boynumuza asardı annemiz.

     Beslenme çantamız vardı mesela, her daim içinde buğday ekmeğimiz... Biz güzel çocuklardık. Yokluk vardı belki ama  güzel anıları da o günlerde  biriktirdik .


 
Dünyadaki herkese

       Ben 38 yaşında bir kadınım ,  çocukluğum kavga gürültü içinde geçti .Babamla annem sürekli kavga eder ,  babam tâki 40 yaşını geçene kadar annemi döver , evde odunlar , baltalar havada uçuşur , annem kendimi asmaya gidiyorum diye evden çıkar gider gece yarısına kadar eve dönmez ; babam da sinirleri yatışınca annem eve gelsin, içeri girsin diye dış kapiyı açık bırakır ya da nasılsa evin civarlarındadır diye aramaya giderdi .

       Biz de 5 kardeş olarak  tâ diğer sabaha kadar aç kalırdık . Korkudan her birimiz bir tarafta büzüşür uyuyakalıriıik . Babamsa sinirinden siğarayı siğaraya  ekler , sabaha kadar demli acı çaylar içerdi . Annem hırsını bizden cikarir , sizin yüzünüzden bunca çileye katlanıyorum , sizin yüzünüzden babamın evine gidemiyorum , sizin yüzünüzden kendimi öldüremiyorum ; şimdi ki aklım olsaydı şöyle yapardım, böyle yapardım diye söylenir durur her birimize  yüzlerce beddua ederdi .Anne babası annemi 16 yaşında bir çocukken sırf babamın ailesi köyün en zengini diye , kızları rahat etsin diye görücü usulüyle evlendirmişler . Annemle babam tâki düğün gününe kadar birbirini hiç görmemişler , aralarında tam 8 yaş fark var ,  çok büyük bir anlayış farkı var . Üstelik annem kalabalık bir aileye gelin gelmiş ,  kaynanası ve görümceleri tarafından da pek sevilmemiş ,  hor görülmüş , ilk 3- 4 yıl çocuğu olmamış bir de bunun sıkıntısını yaşamış .Sonrasında peşpeşe kız çocukları olmuş hep kız doğuruyorsun diye dışlanmış , bu doğan kız çocuklarının herbiri yaşına bile gelemeden ishalden yüksek ateşten ölmüş . Yoksulluktan çocuklarini tedavi ettirmek için hastaneye bile götürememisler , aileleri de sahip çıkmamış . Psikolojisi iyice bozulmuştu.

        Hiç ortak dilleri yoktu . çok zıt  karakterliler , ikisi de birbirinden inatçı ve kavgacı . Özellikle de annem ; babama karşı hep tahammülsüz , adam ne yaparsa yapsın hep bir  bahane ve memnuniyetisizlik hali var . Babamı sürekli dışlayan , aşağılayan hakaret ve küfürlerle babami bunaltan , kavga çıkaran , son noktaya getiren  kendine laf söylendiğinde daha da azan gücü yettiğince bağırıp çağıran  daima annemdi .

    Bense korkudan ne yapacağımı bilemezdim , kardeşlerimin en büyüğü idim ve onları içinde bulundukları bu durum karşısında nasıl koruyacağımı  bilemezdim        Yaşadıklarımız  öyle arada sırada çıkan kavgalar değildi .Her gün ,  her an yaşadığımız , yaşayabileceğimiz  kavgalardı .Bu kavgaların en büyük sebebi de parasızlık ve yoksulluğumuzdu .7kişilik bir aileydik .Aç sefil ve yoksulduk. Üstümüzde yok , başımızda yok .Cebimizde beş kuruş paramız yok .Okula gidicez kitabımız defterimiz kaleminiz yoktu.Senede bir kez olan fındıktan gelecek üç beş kuruşun gözüne bakardık ki ayağımıza bir kara lastik alsınlar .okula gidecek bir kalemimiz silgimiz olabilsin diye.

        Sürekli Allah'a dua ederdim ne olur bugün de kavga etmesinler huzurlu olalım diye . Yıllar geçti büyüdüm, reşit oldum , çok zor günler geçirdim . Annem bu sefer bana kafayı taktı . Sürekli olarak evlenmem gerektiğini söylüyor , birilerini anlatıyor eve görücüler getiriyordu .Ben oralı olmayınca da haraketler küfürler ediyor .Ellerin kızları evleniyor siz evlenmiyorsunuz bir türlü sizden kurtulamıyorum  ne zamana kadar sizin kahrınizı çekicem diye bağırıp çağırıyor ,  beddualar ediyordu .Yani çocukluğumda şiddetin her türlüsünü gördüm :dayak ve psikolojik şiddet .

             Daha sonra pek gönülsüzce de   evlendim şu an iki kız  çocuğum var , eşimle çok da iyi anlaşıyor sayılmasak da  güzel denebilecek  bir hayatımız var. Ama ben de anneminkine benzer şeyler yaşıyorum . Eşimin ailesi  beni pek sevmediler haliyle bende onları pek sevemedim.Sürekki olarak beni horladılar dışladılar . Çocuklarımın ikisi de kız doğdu diye çocuklarımı dışladılar .Oğlan doğuramadim diye beni daha da bir dışladılar , eşimin ailesiyle neredeyse hiç görüşmüyorum . Eşimden çoğu kez hararet küfür , psikolojik şiddet ve fiziksel şiddet görüyorum .Aç susuz okudum, öğretmenlik bitirdim ama atanamadim .Bu yaşımda insanım hala kendi paramı kazanamıyorum , beş kuruş para verecek mi diye koca gözüne bakıyorum .  Yani kısacası hayatımı hâlâ  yoluna koyamadım hala birilerine muhtacım , hayatımı yönetemiyorum , başımıza bir hal gelse çocuklarıma bakacak durumum yok , çok çaresizim , mutsuzum .


                                       NEBAHAT TORUN DAŞKIN .

                                        6 EKİM 2020 SALI.